seyneb's profile_z0dy4c_PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Ne zaman gözyaşın yağsa yüzüne
Güneşin nefesi değse sesine
Seni ben
Sayrılı bir mıh gibi
Yüreğime saplarım
Sonra ceplerime doldurup anıları
Yaramaz bir çocuk gibi
Kaçarım...
Dün sabaha karşı kendimle konuştum
情 闲wrote:
![]()
Jan. 25
Zeki Erwrote:
Ekseninizi inceledim. Çok güzel. Roman gibi, masal gibi ama hayatın gerçekleri. Ruhunuza ve yüreğinize sağlık.
Saygılar..Sevgiller..Mutluluklar..
Dec. 20
Nov. 8
Nov. 8
nefret nefretwrote:
![]()
Oct. 27
|
August 09 resimler ve e-kartlar... tıklayınAugust 08 Bir Ayrılığın AnatomisiBIR AYRILIGIN ANATOMISI
"Insanlarin birbirini tanimasi için en iyi zaman, ayrilmalarina en yakin Zamandir", der Dostoyevski... Veda acisi, kabugunu soyar insanin; yildizini kaziyip çirilçiplak ortaya Serer. Birlikteligin örttügü tüm kusurlari ayrilik sergiler. Bir ayrilik arifesinde helallesilir ve o an hakiki tabiatlariyla yüzlesilir. "Ölene kadar" diye söz verilmistir, AMA "ölüm yolunda" baska tercihler Belirmistir. Kararsiz prensesin vicdani azap çekerken 7 cücelerin somurtkani "aklini Basina al" diye fisildar kulagina; haytasi ise "kalbinin Sesini dinle" diye cekistirir eteginden. Hep hayran bakan gözlere, hatalar takilmaya baslar. "Ama"yla biter alelade iltifat cümleleri: "Sen iyi bir insansin, AMA arkadaslarin kötü", "Seni seviyorum, AMA bu iliskide mutlu Degilim", "Ben baska türlü bir beraberlik düslemistim" vs..vs.. Sonra gelsin uykusuz geceler... Bir türlü karar verememeler... Ruhen gidip gelmeler... "Hele biraz daha zaman geçsin" diye nikah Ertelemeler... Birlikteymis gibi yaparken, sevecek baska yüzler, yüzecek baska denizler Kollamalar.. "Aslinda bütün bunlar bizim iyiligimiz için"e kendini kandirmalar. Sonrasi hep ayni: Bekleyenin "Hani sonbaharda bulusacaktik. Hazan geldi geçti, sen gelmez Oldun" sizlanmalari... Bekletenin "Geliyorum AZ kaldi" oyalamalari... Bittigini bile bile isi uzatmalar; söyleyemedikçe hepten bataga Saplanmalar... Terke makul bir gerekçe ararken hepten çarsafa Dolanmalar... Veda konusmasinda süslü iltifat cümlelerinin arasina, o cümleleri hiçlestiren mayinlar serpistirmeler... Üzgün görünmeler... Bagis dilenmeler... "...AMA kaçinilmazdi" demeler... "Sözünden caydin" yakinmalarini "Sen de eski s en degilsin. Degismissin"
Diye gögüslemeler... ...asil kendinin degistigini bilmez den gelmeler...
Ve son sahne: Terk edenin o mahçup "Gönlüm baskasinda" itirafina karsilik terk edilenin Kirik çalimi: "ugurlar olsun! Ben yoluma devam ediyorum". Ihanetler hep böyledir: Ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha AZ aci
Verir. Ondan sonra dur durak yoktur: Güvenilmez asIk, sevdikçe kiran, gezdikçe ardinda bir kirik kalpler mezarligi birakan bir dervise döner. Artik acilara hapsolmustur: Bulusmak istedikçe ayrilacak, Birlesmeye çalistikça parçalanacak, sonunda terk ettiklerinin "ah"i Tutup terk edildiginde mukadder yalnizligina kapanacaktir. July 04 ..........
Gözüm kapalı bakmışım meğer... Seni yokken var saymışım meğer... Yıllar geçmiş ben saymışım meğer... Aşkım deyip hapsolmuşum meğer... Yıllarca sürer sanmışım meğer... Ben boşa kürek çekmişim meğer... Vakit kaybıydı diyemem amma Senden çoktan vazgeçmişim meğer... Olsun varsın... Pişman değilim... Biraz üzüldüm... Hepsi bu... Ağlamam artık gidenlere, Ağlamam artık bitenlere, Ağlamam artık üzenlere... İhanet edenlere....
June 30 Her şey sende gizli....Bu devirde, maviye bakmak gerek sanırım.
Traji komik demek isterdim, ancak içinde bulunduğumuz dönemler ' trajik ' dönemler..Komik olmayan, zor dönemler.
herkesin herşeyi zorlaştırdığı, haberlerin bizi boğduğu, gerçeklerin gerçekten ' acı ' olduğu dönemler..
geçecek elbet..
eminim.
bir gün, birbirimize bakıp sizinle, ' tamam işte, demiştik, herşey düzeldi ' diyeceğiz. ondan önce, bu dönemlerde, maviye bakmak, sevmek, bilmek, anlamak ve direnmek gerekiyor sadece. Blogger'ın bile kapandığı zamanlardayız...
insanların birbirine ayıp ettiği zamanlarda.. diyorum ya, sevmek lazım diye...işte ben bu haftasonu sevdiklerimleydim, Pazar günü de dışarıdaki yağmurun getirdiklerini izledim...sürekli ileri alarak bir Fransız filmi izledim, evi toparladım, bulutlu, mavi, karanlık bir Pazar gününü kendi kendime ' cici Pazar ' haline getirdim. Yaklaşan 29 Ekim bayramına sevindim, gururlandım, Atatürk'ü görmek istedim, keşke dedim, onun fotoğraflarını çekebilme şansım olsaydı...Can Dündar'ın ' Mustafa ' filmi geliyor diye sabırsızlandım, kağıt mendillerimi hazırladım...çünkü biliyorum ben kendimi, Mustafa Kemal'in sesini duyunca hep ağlarım, 10 Kasım'da saat 09.05'de arabalar durup da herkes saygı duruşuna geçince ağlarım..bu yüzden, filmi izlerken kimbilir ne olacak halim..Nur içinde yatsın... haftasonu oyunlar da oynadım, gördüğünüz fotoğraftaki minik ve insanda ısırma isteği yaratan arkadaşla :)
kendime komik ayakkabılar aldım, Efes'in ne güzel biralar yaptığını farkettim, yaşadım gitti haftasonunu... bir daha hayata gelmeyiz diye.
ne olur ne olmaz diye.
insanız diye... Salvador Dali sergisine gittim, yine hoşuma gitti, kalabalık oluşu, insanların sanata bu kadar ilgili olmaları, çok güzel bir sergi olması..bayıldım.
Ara Güler'in çektiği Salvador Dali fotoğraflarına da bayıldım...
Yukarıdaki fotoğraf da onlardan biri, zira Salvador bana poz vermedi :) Ekim'in son haftasına girerken, dilediğim bir sürü güzel şey var yine...ama bu sefer size söylemeyeceğim bizim için dilediklerimi...gerçek olursa çok sevineceğiz. biliyorum, bu hafta da geçecek, ' Kasım hoşgeldin..' diyeceğiz, sonra Aralık'ta biraz kar yağacak...herşey düzelecek.. hayat tesadüflerle dolu...
Kathmandu'da çektiğim sağ altta gördüğünüz fotoğrafı bulmuş bir gün Ditta Khalsa adında, taa dünyanın öteki ucundaki bir bey..
Tablo haline getirmek ve bu fotoğrafı boyamak istediğini söyledi, kabul ettim ve sonucu sizinle de paylaşmak istedim..
Ne hoş olmuş, ne güzel...
Her yeni ' an ' birşeyler müjdeliyor aslında bize..
Ditta : thank you very much...you are a great artist! I wanted to share your painting with the visitors of my site because I really liked it a lot!
stay with joy and happiness..
![]() gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım
ne vakit maçkadan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardım
parmaklarımın ucunu yakardım
kirpiklerini eğer bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım
...
Atilla İLHAN
April 25 pişştt...
Tuesday, October 21, 2008 | Permalink Geçen gün - bir sohbet sırasında, bir dost ' bu aralar yaşadıklarım, televizyonda izlediğim bir film olsa, sıkılıp kanalı değiştirirdim ' dedi...korkarım, şu an için aynı şey bana da uyuyor..
durduğum dönemlerden biri, kendime bile hayrımın dokunmadığı, böyle etrafta olup biteni izlemekten başka birşey yapmadığım, kendime çok da birşey katmadığım bir dönem..
Elbette bir anlamı vardır, Ekim'dir, olur, Kasım daha iyi gelir.
Ekim'de, Feridun Düzağaç iyi gelir, biraz sıcak çay, hadi belki yanına bolca karbonhidrat..
bir de rengarenk örgü battaniye, ayaklar üşümesin diye, geceleri televizyon karşısında..
aşk da, periler de, sihir de uzak bu aralar bana...
bazen güleceğim geliyor, hayat bana ne öğretmeye çalışıyorsun???
dersimi iyi çalışmadım da sınıfta mı kaldım acaba...
dur bakalım, günler kısalıyor, geceler iyi gelir,..hem geçen gün sabahın köründe uyandım, gökyüzüne baktım, ay tepede bana bakmış göz kırpıyor...selamlaştık, sevindik birbirimizi gördüğümüze..
Bu da demek oluyor ki, hayat güzel ve evet, herşeyin bir anlamı var..
yani : ders çalışmaya devam.
kopya çekmek yasak.
notlarınızı düzgün tutun....
dersinizi iyi çalışın...
bir de gülümseyin :)
fotoğraflardaki küçük bey ailemizin yeni üyesi...ne iyi etti de geldi..
:) Sunday, October 19, 2008 | Permalink Biliyorum. herkes gülsün istiyorum - belki fotoğraflardaki bu enerji bu yüzden. ' güler misiniz? ' kapalıyım bu aralar aslında - nedensiz bir şekilde, kaplumbağa misali, başımı yuvamdan içeri sokup dışarılara pek çıkaramayacak kadar kapalı. iyi geliyor.
sonra insanın canı badem ve fındık yiyip, yanında bira içmek istiyor.
İstanbul, bira göbeği yapıyor : aman dikkat! Merhaba,
Orda mısınız? Ben mi? filmlerde olur ya, esas kız gözlerini kapatır açar, ' gerçek mi bunlar ' dercesine... hayatı ti'ye alacak hal kaldı mı?? ' hayat bu ' diyerek geçecek miyiz... aşk düşüyor gönlüme, küçük kızlar gibi saçmaladığım oluyor, gülüp geçiyorum... sonra diyorum, Doğuya gitsem yine.. eskisi gibi...
hayat çok kısa..biz : herşeyi erteleyip duruyoruz... ne olur..elinizden geldiğince ertelemeyin birşeyleri..hele sevgiyi : hiç ertelemek olmaz...
siz, beni dinlersiniz.. hem çok iyi bakarsınız kendinize bu haftasonu.. sevdiklerinize sevdiğinizi söylersiniz...
ne güzel olur... Evvel zaman içinde değil, şimdiki zaman içinde bir gün, insanlar unutmuş sevgiyi.. bilmezlermiş, masalmış, rüyaymış, gerçek değilmiş oysa ki..
onlar kendi telaşelerinde uğraşadursunlar, bir tek çocuklar farkındaymış bunun masal olduğunun.. bir tek onlarmış sevgiyi bilen, hatırlayan.. sonra çiçek dolacakmış her yer, lunaparklar, sirkler, karnavallar olacakmış..
onlar erecekmiş muratlarına, biz de çıkacakmışız kerevetine.. Evet - meğer yaz bitmemiş, azıcık kalmış da kendini bana saklamış, Antalya'da buluştuk. kış geldi artık neredeyse. konudan konuya atlamak gibi olmasın, sıcak çay içmek iyi geliyor ( Doğadan'ın Ballı Yeşil Çayını sevdim bu aralar. )
Haftasonuna cıvıl cıvıl başlayıp, size rengarenk, cicili bicili bir yazı ve fotoğraflar sunmak istiyordum. göz açıp kapayana kadar geçti zaman, Ramazan da bitiyor. güzel aslında bütün bunlar. Ben, uzun zaman sonra, kaç sene sonra, kısmetse Antalya'ya gidiyorum bu bayram, ailemin yanında olacağım inşallah. Yine çok beceriksizce hazırlanmış ve oldukça ağır bir bavulum var...hiç değişmiyor ve ben yine, az ve öz bavul hazırlayanlara özenerek, koca bavulla yola koyuluyorum..
Ramazan bayramını seviyorum, sanırım kurban bayramından daha çok.
Artık büyüdüm diye kimse harçlık, mendil filan vermiyor, olsun, artık ben büyüdüm, benim elimi öpsünler. Zamane çocukları beğenir mi ki mendil filan??
Bugün bir haber aldım..Eskiden IYS vardı, mektup arkadaşları bulurdu, dünyanın dört bir ucundan insanlar mektup arkadaşı olurlardı bu vesileyle..ben küçüktüm, ablamlar üyeydi, çok özenirdim, hem oldum olası çok sevdim mektup yazmayı, gelen mektupları okumayı... değerler her geçen gün kayboluyor..işin özeti bu... doğru.. hatırlar mısınız, mektuplaştığımız zamanları? Güzel mektup kağıtları, kalemler, özenli bir yazı...sonra posta kutusuna bakmalar, mektup geldi mi, pulu nasıl acaba diye merak etmeler.. Bayramlar bile değişti...eskiden bayramlar bayramken, şimdi daha çok tatil..
her değerimizi almaya niyetli bizden bu düzen... ama mektuplar güzeldi... bu yüzden bu bayramı ben biraz daha bayram gibi kutlamaya karar verdim.. Mutlu bayramlar..
**IYS'nin duyurusu:
IYS will be closing down this summer, by 30th June 2008
The International Youth Service (IYS) has been operating since 1952, over 56 years now. We have arranged foreign pen friends for school children and students aged 10 - 20 years in over 100 different countries.
The internet has lead to a situation where sending ordinary letters is old-fashioned. Letter writing, once very popular, is now a hobby of a few.
We have come to the end of a certain period. As we can not find enough young people interested in penfriendship any more, we have decided to close down this firm by 30th June 2008.
We thank all our customers, both children and teachers, in past years and wish you happy times. Don't stop learning different languages and cultures and keep up those penfriendships you have managed to build up.
The staff of INTERNATIONAL YOUTH SERVICE soğudu havalar. kendime söz geçirmeye çalışıyorum.
biraz - ' tuhaf ' mıyım neyim bu ara.. çok şeye kızıyorum. çok şeye sevinmek istiyorum, aynı sizin gibi.. belli olmaz, biraz bekleyelim. sonra, bir bakmışız, sevinmişiz bi dolu.. aman, herşey bir yana, çocuklara bakın, ne tatlılar, Tuesday, September 23, 2008 | Permalink Yağmur gelince, küçük liseli bir kız gibi hissedecekmişim meğer.. sonra Pazar sabahı en erken vapurlardan birine binecekmişim. sonra bolca uyuyup, utanmadan bir de pizza yiyip, film izleyerek geçirekmişim Pazar gününü.
sonra bilgisayarın başında oturup ' delete ' tuşunu çokça kullanıp, birşeyler yazacakmışım. inan ki, deli değilim. inan ki, kimseyi incitmek olmadı amacım.. inan ki, yaşadığım hiçbirşeyden pişman değilim...
ve, biraz uyuzum evet, hele dışarıdan fena halde ' burnu havada ' görünüyorum. ama - sanırım iyi biriyim.
sokakta yanından geçen herhangi biri gibi, dünyaya gelmişim işte, 18 Eylül de doğumgünüm. sayfaları çevirdim, şimdi geldim 32. bölüme.
görüyorum, bir sürü dip not var bu bölümde. yazar show yapmış bu bölümde diyorlar, hadi bakalım.. herşey yepyeni.
bir tek ben - aynıyım.
geçen bölümlere dönüp baktım, diliyorum.. ama tek bir şartla..hepimize olsun bunlar, bir tek bana olmuş, ne anlarım...
iyi ki doğdum. Wednesday, September 17, 2008 | Permalink ' S a ç m a l ı y o r s u n !!! ' dedi İstanbul bana bu haftasonu, aldı karşısına, kızdı, bağırdı... Galata Köprüsü'nde oturdum bir balıkçının taburesine, karşımda vapurlar, martılar - ve İstanbul... Galata idi. ' a ş k ' kelimesi ne çok yakışıyordu bu kente, tanımıydı belki, belki de diğer adı İstanbul'un : aşktı.
o yüzdendi öfkesi bana. duvarlarımız vardı ikimizin de, sur gibi upuzun, koca koca duvarlar, içine sakladığımız kendimizi...
Galata'daydık, bir ben vardım, bir İstanbul... bir vapur dumanının siyahlığı dağılırken gökyüzünün maviliğine, '..Günlerden güz mevsim sepya Sunday, September 14, 2008 | Permalink Onları daha önce de burada gördünüz. Sonra birşey keşfettim; hani deneyler filan yapıyorlar ya böyle yerin altında, ben anladım! Anladım ki, birileri doğuda bir yere mıknatıs sakladılar, işte o mıknatıs çekiyor beni o tarafa doğru, sürekli. Cadı olmak üzereyim - haberiniz olsun. Hep aynı şeyleri söyler oldum son zamanlarda, sıkılmıyorsunuz değil mi? ne çabuk geçti bu hafta. sizlerden yine bir sürü mail geldi, şahanesiniz!!! bir de telefon sapığım oldu. gidip güzel bir hafta sonu yaşayalım da, sonra hafta başı görüşelim yine burada.
size güzel fotoğraflar toplasam sokaklardan, yeni yüzler, yeni hikayeler, Thursday, September 11, 2008 | Permalink ' ... Tragedyalar içinde ülke. Tragedya ne? Rezalet ne? Istanbul size çok kızıyor beyler, martılar, balıklar, güvercinler hep kızgın, Galata Kulesi bile hüzünlü, sepya, bulut bulut.. hele çocuklar, suratlarını asmışlar, çocukluklarından bıktıracaksınız onları - ha gayret, az kalmış... Ben, a n l a m ı y o r u m. . Sayısal bana çıktı mı bilmiyorum, daha bakmadım. Kuzi kahve falı baktı. güzelmiş falım. İstanbul sokaklarındaydım haftasonu, eskisi gibi hani. Kısmetse, çikolata da yemem ( siz benim yerime yiyin bari ) Bir sürü güzel kuş çıksın falınızda, hadi afiyet olsun.. Sunday, September 07, 2008 | Permalink Merhaba Sevgili Abone, Şu internet denen şey ne ilginç, ne akıl almaz birşey... Biz - alıştık bu internet olayına bir de, hemen kabullendik, oturttuk baş köşeye.. Şimdi bunları yazarken düşündüm, yaşlanıyor muyum ne.. Ben, Keyiflendim bak şimdi. Alın size bir sürü Karadeniz fotoğrafı.
Zaman geçip de, fotoğraflara sonradan baktıkça, daha da iyi anlıyorum ne denli güzel olduğunu Karadeniz'in. Geçen seneden beri, Güneydoğu ve Doğu Anadolu, Karadeniz gezdim durdum, bildiğiniz gibi. belki birgün çıkar, Haber veririm haftaya..
Şimdi güzel bir haftasonuna, hep birlikte, huzurla, sağlıkla, neşeyle...
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
_z0dy4c_ |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|